Bir adam, Nazi istilasının hemen ardından resmi belgelerini ele geçirdiği ölü bir yazarın kimliğine bürünür.

"Dağılmış bedenler, yıkılmış evler ve sağa sola savrulan ölüler."

Yazar Anna Sagherin'in ünlü romanına dayanan, toplama kampı mültecisinin deneyimlerini anlatan varoluşsal bir gerilim filmi. Petzold, 40'lardan günümüze uzanan Marsilya'nın dış manzarasını değiştirdi. İlk olarak Paris'te bir kafede arkadaşını bekleyen ve kimsenin fark etmemesi için en ücra köşede oturan Georg ile tanışıyoruz. Ondan istenilen basit bir görev vardır: Birkaç sokak ilerde bulunan otele gidip bir yazara mektup iletmek. Post-modern bir nostalji görünümüne sahip olmasa da siren sesleri, herkes kahvelerini yudumlarken arka planda yankılanır. Kısa bir süre sonra da Alman Nazi birliklerinin "kişisel temizliğe" başlamak için şehre yaklaştıklarını anlarız.

Geçmişi günümüze taşıyan bir hikayeye ve görünüme sahip. Georg ve onun gibi mülteci arkadaşı, Almanya sokaklarında işin ciddiyetini anlayıp kaçma zamanlarının geldiğini fark ederler. Film her ne kadar 40'ları anlatıyor olsa da dış mekan görünümü günümüzü yansıtır. Giyim-kuşam, aksan... her şey şu anda gerçekleşir. Georg kaçmadan önce oteli ve yazarı bulmak ister. Otel odasının kapısını açtığında ölü bir yazarla karşılaşır ve beklenmedik bir şekilde faşizmin kimliksizleştirdiği bir insan olarak ele alınır. Ölmüş bir yazarın kimliğine kuşanıp onun belgelerini kullanarak Marsilya'da kalma izni elde edinir. Onun vizeleriyle yolculuk planı yapar, onun eşine kol kanat germe fikriyle kendine bu dünyada bir amaç edinir.

Aslında otel odasına girdiğinde Georg, paha biçilmez ve hayatını kolaylaştıracak bir şey bulur: Yazarın kimliğini ve belgelerini... Artık o, yazarın ölmüş bedeninin yeni ruh halidir. 

Yönetmenin eseri, gerçek ile yapay arasındaki gerilimler tarafından tanımlanmıştır ve karakterler kendilerini, genellikle bir sırrı saklamak zorunda kaldıkları durumların içerisinde bulurlar. Aynı temalar Transit'te çok fazla mevcuttur. Zamanı tersine döndüren Ay masalını modaya göre aktarır. Bu yeni toplumun kurallarını ve bu bağlamda ortaya çıkan gerilimin içeriğini açıklamaksızın karakterler, anlatılarının günümüz-geçmiş sorunlarında kaybolurlar. Geçmişin hatıraları ve geleceğin korkuları arasında bir yerde tutsak haldedir.

Marsilya'da Georg, yazarın kimliğini ve ölü yazar ile karısı Marie arasındaki garip aşk üçgeni içinde bir yer bulma ve hayatta kalma fikrini mecburen kabul eder.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları