Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, özgürlük kelimesini lügatınızdan çıkarın.
1953 yapımı "Casuslar Kampı"nı izlemeye başlamadan önce böyle bir hikayeyle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Bildiğimiz savaş-dram denklemini tamamen bozan, kendi yaratmış olduğu savaş-mizah sunumu hafızalarımızdan çıkmayan ve izlerken beni hazırlıksız yakalayan şaşırtıcı bir kabuğa sahip. Bilinenin aksine acı verici ve ciddi dönemsel travmaları mizahi bir dilde anlatması, klasik Hollywood zamanının nasıl bir güce sahip olduğunun farklı bir tavrıdır.
Stalag 17, bu kadar ciddiyetsiz ilerlemez. Buradaki mizah -dramın yanı sıra- daha çok insanların, hafızalarını tehlikeli ve insanlık dışı bir durumda muhafaza etme çabalarıyla ilgilidir. Öykü, 1944 Noeline haftalar kala, Tuna Nehri'nin yakınlarındaki bir Nazi esir kampında geçmektedir. Kampın sakinlerinin çoğunluğunu Ruslar, Polonyalılar, Çekler ve tam sayı olarak 630 Amerikalı asker oluşturmaktadır. Dahi yönetmen Billy Wilder'ın, hafızasında yer edinmiş bir fotoğrafa dayanarak gerçekleştirdiği Stalag 17, birkaç kişilik bir grup arasında geçer.
Kışladaki esirlerle birlikte, aylar boyu süren yoğun bir çalışma neticesinde -her ne kadar Hababam Sınıfı'nın tüneli kadar başarılı olmasa da- kışlaların altına kaçış tünelleri kazılmış, ve üzerine, kışın ısınmaları için verilen kömürlü soba ile gizlenmiştir. Fakat kaçmaya çalışan iki asker vurulduğunda esir kampının içindeki 4 eski subay, içlerinde bir köstebek olmasından şüphelenmeye başlar. Aslında kendilerine göre kim olduğundan adları gibi emindirler: Sefton. Kampın simsarı. O, özel deri yapım çantasında esirlerin ihtiyacı olan her şeye sahiptir, bir nevi Esaretin Bedeli filmindeki Red karakteri gibi.
Sadece ona neye ihtiyacınızın olduğunu söylemeniz yeterlidir. İşi büyüterek nöbetçi subaylarla arasında özel bir dostluk kuran Sefton'ın, esirler ve nöbetçiler arasında takas usulüyle yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Sefton, tek tabanca takılan, havalı ve bir o kadar alaycı bir karakterdir. Ve bu tutumu, düzinelerce düşman kazanması için gerekli olan her türlü negatif etkiye sahiptir.
Başarısızlıkla sonuçlanan kaçış girişiminin ardından bir sonraki kaçışa bahis ayarlar fakat ikinci kaçışı, kampa yeni gelen iki mahkum subayın aralarına gönderilmesiyle engellenir. Nazilerin mühimmat dolu vagonları kişisel olarak yapılan bir patlayıcı ile infilak olmuştur ve Nazi kurmayları bu iki subaydan şüphelenmektedir. Kışladaki tuhaf arkadaşlarının arasındaki bilgi alışverişi ve çetin ceviz köstebek avı, oldukça ince ve tüm savaş fikirlerine ilham veren bir kedi-fare oyununa sahiptir. İki düşman arasında oynanan bir satranç oyunu gibi.
Casuslar Kampı, öldürülmeden önce yaşanan hayatta kalma içgüdüsünün, bireysel tutku ve cesaretin rahatsız edici boyuta ulaşan zihinsel kalabalıklığını kabul etmek kadar onurlu olmadığını göstererek sanki hayat ve özgürlük hakkında bir şekilde iyi hissetmemizi ve şükretmemizi sağlar. Retorik olarak Sefton benim yerimde değil, ben de Sefton'un yerinde değilim. Bu iyi bir şey.
Facebook Yorumları