"Hikaye, üç farklı karakterin canlı portresini çizerek başlar ve şaşkın bir kahraman ile sempati uyandırır."
Şimdi bir kedi var mı? Yok mu? Daima etrafta dolaşan kedi, acaba yatağın veya kanepenin altında mı saklanıyor, yoksa bir yerlere mi kaçtı? Jong-Su haftalardır etrafta olmayan bir kedinin mama kabına yiyecek koyacak kadar saf mı? Kap sürekli dolu olsa da etrafta beslenecek bir kedinin olup olmadığını asla bilemiyoruz. Jong da bilmiyor yahut umursamıyor. Bu küçük bir oyun mu? Yoksa büyük bir intikamın küçük bir kıvılcımı mı? Yazar Haruki Murakami'nin 1992 yılında çıkarmış olduğu kısa hikayesine dayanan bu Güney Kore yapımı meta-fizik gerilim filmi, yönetmen Chang-Dong Lee'nin "Şüphe"sinde kaçınılmaz olarak çözülemeyen birçok gizemden sadece birisi.
Murakami hikayelerinin neden bu kadar az uyarlaması olduğunu, filmi izleyince daha net anlıyorsunuz. Roman ve hikayeleri doğası gereği edebidir; en önemli çalışması genelde kahramanlarının düşüncelerinde gerçekleşir. Öykü, sıradan karakterlerinin dışında tamamen içsel ve düşüncesel olarak ortaya çıkar. Kahramanları genelde pasif ve hikayenin gidişatına katkıda bulunamayan tiptedir. Murakami bu tür bir strateji kullanarak modern yaşamın ne kadar şaşırtıcı ve zorlayıcı olabileceğini bizlere aktarırken hayatlarımızın, aslında kasıtlı olarak kontrolümüzün dışındaki güçler tarafından yönlendirildiğini ileri sürmektedir.
"Sakin ve medeni bir şekilde karanlığın dibine doğru birlikte yolculuk yapıyoruz."
"Sınırlar ne kadar zorlanabilir?" Jong-Su adlı gencin, şans ve tesadüflerle dolu basit bir günüyle başlar hikaye. Üniversite mezunu olmasına rağmen işsiz kalmış, ara sıra yazarlıkla uğraşan ve boş zamanlarında kuryelik yapan Koreli bir gencin portresini sunmaktadır. Basit ve sakin bir günde paket teslimatına giden Jong-Su, eski komşusu Hae-Mi'yle karşılaşır. İkili arasında ani bir çekim ve kısa süreli bir flört gerçekleşmiş olsa da Hae-Mi, çocukluk hayalini gerçekleştirmek için Afrika seyahatine hazırlanmaktadır. Bu ani tanışıklık ve ayrılık, hikayenin asıl can alıcı noktasını ve "Öfke"nin tetikleyici kıvılcımını oluşturmaktadır. Genç kadın seyahate gitmeden önce Jong-Su'dan bir ricada bulunur: Ondan, ülke dışında olduğu süre zarfında kedisine göz kulak olmasını ister. Jong ise bunun, yeni başlayan tanışıklıklarının uzun soluklu bir ilişkiye doğru ilerlemesi için iyi bir fırsat olduğunu düşünerek genç kadının ricasını kabul eder. Ne var ki Hae-Mi'nin Afrika seyahatinden Ben adında gizemli bir adamla dönmesi, tüm planların bozulmasının yanı sıra hayatlarının da kökten değişmesine sebep olur.
Dram, Jong-Su'nun geçmişte çirkin olarak çağırdığı arkadaşı Hae-Mi ile şans eseri karşılaşmasıyla başlar. Hae-Mi artık olağanüstü derecede güzel ve çekici bir cazibeye sahiptir. Seul'deki küçük dairesinde yaşayan Hae-Mi, Jong-Su'yu karşısına aldığı bir gün elindeki hayali portakalı soyduktan sonra yiyormuş gibi yaparak bir pandomim şov gerçekleştirir ve ardından "Portakalın elimde olduğuna inanmaya çalışma, asıl yapman gereken, portakalın elimde olmadığını unutmak," der. Küçük, kişisel ve tehlikeli oyunları böylelikle başlamış olur. Birbirleriyle olan ilişkileri bir de felsefi boyuta taşınır. Hae-Mi'ye göre oynanan bu oyunun püf noktası "Unutmak"tır. Bu küçük birkaç oyundan sonra asıl şok etkisi yaratan oyun, Hae-Mi'nin Afrika'dan Ben adında yabancı bir erkekle dönmesidir ve bu, sıradan giden hikayenin temposunu belirler.
Facebook Yorumları