Kara Kule - Dark Tower (2017

"Ben elimle nişan almam;  Eliyle nişan alan babasının yüzünü unutmuştur.  Ben gözümle nişan alırım. Ben elimle ateş etmem; Eliyle ateş eden babasını yüzünü unutmuştur. Ben aklımla ateş ederim. Ben tabancamla öldürmem; Tabancasıyla öldüren babasının yüzünü unutmuştur. Ben yüreğimle öldürürüm."

Bu film ile ilgili ilk sürpriz Stephen King. Stephen King’i bilmeyen yoktur, film severlerden. Çocukluğunda her kes Hayvan Mezarlığı’nı izleyip gece uyuyamamış ve altını ıslatmıştır. Ben de onlardan biriyim.  Sadist bir yazar.  İnsanları bu kadar korkutmaya ne gerek var?  Hayvan Mezarlığı, Yeşil Yol kitaplarından sonra Kara Kule’ye de beyazperde yolu açılmış,  serinin (?) ilk filmi izleyiciye sunulmuş. Benim düşüncelerimden biri de şudur ki her film bir kitaptır.

Gel gelelim filme; filmin kalıbı biraz Yüzüklerin Efendisi, biraz da John Wayne tarzı, western. Ayriyeten de günümüz dünyasının realitesi ve gelenekleri, filmin şablonunu oluşturmuş diyebiliriz.

Jack, filmin başında seyirci karşısına içine kapanık, kabuslar gören, uyumsuz, espri kaldırmayan, kavgacı biri olarak çıkıyor. Belki de çocuk babasını kaybettikten sonra gerçekten de hayaller kurmaya başlamıştır. Gördükleri gerçek değil; tek sorun, tamamen psikolojik olarak, karşısına çıkan objeleri gerçek sanması. Bir de bu yönden bakalım, belki de kliniktir? 

Ya size bir de şunu sorabilirmiyim? Bu Matthew McConaugey bir bana mı bu kadar itici geliyor? Artist kelimesinin hakkını tam anlamıyla veriyor; kendisi. Her bir hareketi batıyor, adamı izlerken ister istemez rahatsız oluyorum. Bir benimle mi alakalı bir durum yoksa bu? Kaliteli filmlerde de oynuyor sonuçta, Oscar’ı da var. Bu kadar rahatsız etmemeli beni ama yok, yapamıyorum. O üst perdeden rolleri, o Ben starım! bakışları, Ben çok yakışıklı ve seksiyim edaları… Ama şunu söyleyebilirim Kara Kule’de rolünün hakkını vermiş. Yani, dediğim gibi hikayenin kötüsü Walter Padick karakterini iyi yansıtmış. Öyle biri olduğundandır belkide? Gelelim Idris Elba’ya…Idris, yan rollerde çok kaliteli işler çıkarmış bir aktör. Bana göre baş aktör olarak oynadığı en ciddi rollerden ilki. Bizdeki Halit Akçatepe gibi; rahmetlide yan rollerin hakkını veren bir aktördü. Kitaptaki Roland karakteri ilebütünleşmiş diyebilirim. Görüntü tamam, peki ya performans?

 İki dünya arasında gidip gelen kişileri gören Jack’in yapması gereken tek şey şu: 2 Felak bir Nas. Amaaksine çocuk durmadan anlamlandırmaya çalışıyor bu durumu. Ayrıca kendisine birazhaksızlık yapılmıyor da değil. Sorunlu bir çocuğa yumruk attı diye, acayipresimler çiziyor diye kliniğe yatırmak da nedir? Misal ailem bana öyle bir şeyteklif etse “İşinize bakın, ben normalim ama belli ki siz değilsiniz,” derim.

Filmde hoşuma giden, her şeyin mekanik ve manuel olması. Filmde görsel efektler pek kullanılmamış, tam erkek işi diyebilirim. Misal çocuk, Walker’ı tanıyorum dediğinde Roland’ıntepkisi de çok saçmaydı. Az kalsın uçurumdan düşürecekti.  Yani bu filmi Türk bir yönetmen de yönetebilirdi. Türkiye’de pek işleyeceğini sanmıyorum gerçi.Bilindik bir hikaye, düzgün yapılmaya çalışılmış bir iş, standart performanslar… Kısaca film ile ilgili yorumum şudur ki kitabını okuyan biri bu filmi izlemesin, hayal kırıklığı yaşayabilir. Kitabı okumayanlar içinse izlenebilir, standart bir film.

Puanım 2/5.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları