Bir Zabıta memuru, görevinin verdiği tüm yetkileri zorlayarak mahalledeki esnafın ve çöpçünün üzerinde büyük bir baskı kurar.

Efenim ben, belediyenin 2548 yaka numaralı temizlik işçilerinden Apti Şakrak. Hasan ile Seher'den doğma. Anam babamın ikinci karısı zannederim. Yozgat'ın Şefaatli ilçesinden. 1948 doğumluyum. Okumam yazmam ilk okulun üçüne kadar olup sicilim son derece temizdir. Nişanlımı kaçırma vukuatını saymazsak tabi...

Türkiye sineması ve Yeşilçamın bilinen kült hikayelerinden birine sahibiz. Kemal Sunal'ın yaratmış olduğu 1978 yapımında "Kral" ismini hak edecek bir performansa şahit olduk. O, kendi dünya sınırları içerisinde gerçek bir kraldır. 70'lere ait İstanbul'un eşsiz arka sokaklarını kurcalamak, yönetmenin kaliteyi sunması için en önemli detay olarak göze çarpar. Gerçeği kurgu etmek, dramatik bir işçi sınıfı araştırması ve çabası olmasa bu eğlenceli filmi izlemek ve gülmek aksine daha zor olurdu. Ancak Kemal Sunal'ın canlandırdığı Çöpçü Apti Şakrak, figür çalışması için aşırı gerçekçi bir merkeze sahip. Kendi başına benzersiz serüvenine tuhaflık katar. Mahalle amiri ve çevresini kuşatan apartman sakinlerini mutlu etme çabaları, Apti'nin aceleci ve eğlenceli tavrı ile doldurulur.

Yönetmen, bir insanın insanoğlunu yaşayamamasının nedenlerini araştırmak için komediyi kullanır. Çünkü sadece ironinin iyiliği, başkalarının hayatlarını göz önünde bulundurmayı reddettiği durumlarda sürekli olarak mizahı gösterir. İşçi-işveren kapalı alandan alınıp mahallenin bir yerine yerleştirilerek güç dengesi ve kişisel bakış açısı altında gerçek Türkiye algısı şekillenir. Her ne kadar modern bir toplum olma yolunda ilerlesek de bazı değişmez kuralları sert bir şekilde hatırlatır. 

Apti ile ilk tanıştığımız sahnede kendisine zimmetli süpürgesi ile de tanışırız. Arka sokak mahallelerinin birinde çöpçülük yapan genç ve saf bir delikanlıdır. Romeo & Juliet piyesinin baş karakterlerinden Apti ve Hacer'in başarısız aşkı ve kırmızı çizgiler çekildiğine ileride tanık olacağımız kendi sınıfında birine aşık olunabileceğine inanma fikri, Apti'yi daha cüretkar yapar. Güçlü-güçsüz arasındaki başarısız bir romantizme şahit oluruz. Aslında her şey iyi ilerlemektedir. Ancak hikayenin o "mutlu olmayan" sonuna doğru yaklaştığımızda her ne kadar pozitif geçen zamanlar ve düşünceler arasında dolaşıyor olsak da Apti, Romeo'dan daha güçlüdür ve bu kabullenilmeme durumunu başarılı bir şekilde atlatır.

İnsanlar her zaman aşk konusunda başlangıçta özgüven sahibidirler ancak bir rakip devreye girdiğinde süreci hızlandırma ve stres altında yanlış kararlar verme ile mantığından yavaş yavaş uzaklaşırız. Hacer'in tavrı müşteri kızıştırmak mı? Gerçeğin düzenli bir zamanda ortaya çıktığına dair Hacer'in güven vermesi gerekmektedir. Tam bu esnada gelişen olumsuz değişim çaresizlik ve açgözlülük ile tanıştırır bizleri. Çok rahatsız edici bir tanışmadır bu, abilerinin bile genç aşığı kovalaması kadar gerçektir. 

"Kızınız beni kalpten seviyo, yıldırım aşkıyla tutuldu bana. Ben de sevilmeyecek adam değilim. Güzel adamım bi' kere... Maaşım var, emekliliğim var, sigortam var..."

Film alt-üst dengelerini o kadar iyi sergilemiş ki sadece Zabıta'nın Apti'yi bir belediye işçisi olarak kullanması bile, ona karşı bir üstünlük hissi yaratır. Ona göre Apti bir köledir ve haddini bilmelidir; bu kişisel ve absürt durum Apti'yi daha çok sevmemizi sağlar.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları