Murat, işportacılık yaparak geçimini sağlayan fakir bir gençtir. Bir gece gözleri görmeyen Gülperi'ye rastlayan Murat, onun gözlerini açacak parayı bulmak için her türlü fedakarlığa katlanacaktır.

Geceleri yıldızlar sanki derdimi sorar.

1952'de, sıradan bir İstanbul sabahında, sokakta bir adam yürümektedir; civardaki kapalı dükkanların kepenkleri gözümüze çarpar, etrafta henüz kalabalık içinde koşuşturan insanlar yoktur. Bir otomobil tamircisi olduğunu öğrendiğimiz Ayhan Işık'tır bu kişi, 'Kanun Namına'nın Nizam'ı. Renksiz filmler kuşağının başladığı yıllarda, sinemada dikkatleri üzerine çeken tek renksiz film bu olabilir. Bir diğeri de Üç Arkadaş'tır: Memduh Ün'ün bir İstanbul draması. O, tek sahnede duyguları basitçe seyircisine aktarabilmenin çok ötesine geçmişti; görüntüyle oynuyordu, resmi kullanıyordu ve görüntüyü, karakterin ve filmin imzası haline getiriyordu.

Sessiz filmin ilk dönemi, usta sanatçı Charlie Chaplin'in yaratmış olduğu 'Şehir Işıkları' filmini bizlere hatırlatıyor. Kör bir kızı, bir sokak serserisini ve küçük bir yalanı merkeze alan bu hikaye anlatımı, dönemin son büyük filmlerinden ve pek çok kişi tarafından tüm zamanların en iyi komedi/dramalarından biri olarak kabul görmektedir. Klasik Hollywood gibi Türkiye'nin de bu yeni dönemde filmin yıldızlarla yapıldığı gerçeğine uyduğu, yeni gerçekçilik ve autor kavramının henüz destek görmediği, her ne kadar stüdyo, yazar grubu ve yönetmen her daim hazır olsa da oynayacak bir yıldız yoksa söyleyecek bir hikayenin de olmadığına inanıldığı yıllar...

Memduh Ün'ün bir buçuk saat süren filmi İstanbul'da ilk defa gösterildiği zaman, toplumun ileri gelenleri kadar geri kalanları tarafından da memnuniyetle karşılandı. Modern ve çağdaş dönemin ilk görünümünde yer bulamayanların hikayesini anlatan film, eleştirmenler tarafından gerçek dışı kabul edilmiş olsa da geriye dönüp bakıldığında o kadar da uzak olmadığını fark ederiz. Yokluğun içinde var olma çabaları, yeni tanışan bu dört kişi tarafından olması gerektiği gibi canlandırılır.

Üç Arkadaş, filmlerin, hikayenin sadece bir tarafını çok basit bir şekilde takip ettiği eski günlere ait filmlerden birisidir. Kahramanın ve düşmanın kim olduğunu kolayca anlayabildiğimiz, kahramanın olmadığı bir sahne bile görmediğimiz, şerifler, kovboylar ve avarelerin kahraman olduğu, arka planda yan karakterlerin veya rakiplerin olmadığı nadir filmlerden biri olan "Üç Arkadaş", tarzı ve tavrı ile tamamen yaşamı temel alır. Bu, dönemsel olarak nadir anlatımlardan biridir. Hikayesinde derinlik ve zenginleştirilmiş birçok ayrıntı vardır; bilinen klasik kahraman, aşk, dostluk ve masumiyet temalarını işleyen bir dramadır.

Bu dünyada iyi insanlar da varmış, artık bu karanlıktan kurtulmak ve sizleri görmek istiyorum.

Dramın etkisini, yönetmen bizlere kör bir kızın görüntüsü ve kelimeleriyle vermek istiyor. Gül adındaki bu kız kendinden bahsetmeye başlayınca ilk kıvılcım da başlamış olur; kamera Gül'ü tek ekran çeker.

Gül: Annemi hiç tanımadım, İzmit'teydik. Babamın küçük bir dükkanı vardı. O günler hiç de fena değildi galiba. Sonra... sonra bir yangın oldu. Evde yalnızdım. Alevler her tarafı sarmıştı. Boğuluyordum. Bağırdım, bağırdım, sonra her taraf karardı; kendimi kaybetmiştim. Gözlerimi hastanede açtım. "Açtım," diyorum, ağız alışkanlığı, görüyorsunuz ya, halen açık ama görmedikten sonra... Bu felaketimin başlangıcı oldu. Bir müddet sonra babam evlendi. Üvey annem ayağına dolaşan bir kız gerçeğinden pek hoşlanmadı. Dışarıda ise "zavallı kızcağız, mahvoldu yavrucak" gibi laflar... Herkeste bir acıma, herkeste bir yalancı merhamet, buna çok dayanamadım ve evden kaçtım, sonrasını siz de biliyorsunuz.

Murat: Peki hiç doktora gittin mi? Ne dedi?

Gül: Belki açılır dedi ama çok para lazımmış, çok para.

Murat: Ne kadar?

Gül: 800 Lira.

Murat: Çokmuş.

Modern İstanbul manzarası altında kendi öyküsünü anlatan bu kız, aslında dikkat çekmeyen bazı insanlar hakkında bir şeyler de anlatır. Arka sokakların yaşamına özel bir bakış olduğunu kanıtlayan bir yapım. Kısacası üç kişi, terk edilmiş kirli bir köşkte yaşamlarını sürdürür ve küçük işler yaparak geçimlerini sağlarlar. Bu üç kafadar bir gece yalnız ve kaybolmuş kör bir kıza rastlarlar, onunla arkadaş olurlar ve zenginmiş gibi davranarak onu konaklarında misafir ederler. Artık üç arkadaşın tek hedefi Murat'ın aşık olduğu Gül'ün mutluluğudur. Dönemin film eleştirmenlerince o güne kadar yapılmış en iyi Türk filmi olarak kabul edilen, bir Memduh Ün başyapıtı.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları