Toprak mülkiyetinden doğan bir çatışma... Köy sorunlarını ve yaşantısını olduğu kadar kadın-erkek çatışmasını da işleyen, sade olduğu kadar gerçekçi bir anlatım taşıyan güçlü bir dram.

Sinemanın manzarasını değiştirmek.

Dünün hikayesi...

Eski filmleri hatırlıyor musunuz? Bir çiftin araba sürdüğünü ama aslında arabayı kullanmadıklarını, bazı insanların bir arada mutlu yaşadıklarını ama gerilerde bir yerlerde öyle olmadıklarını, üst sınıfın, bürokratların ve idarecilerin hep sorunları dile getirdiklerini ama gerçekte hiç de umursamadıklarını hatırlıyoruz... Çok sahte görünüyorlar ya da bizi oldukça saf sanıyorlar, sizce de öyle değil mi?

Bu sahte anlatım, o zamanın sinema seyircilerini rahatsız etti mi? 20'ler, 30'lar hatta 40'larda klasik filmler, muhteşem şehir merkezlerinde lüks apartman dairelerinde yaşayan, şık giyimli, doğru zamanda doğru kelimeler kullanan güzel şehirli insanlar hakkındaydı. Filmler gerçek değildi, tam bir hayal ürünüydü ve herkes bununla çok mutlu görünüyordu. Ta ki I. Dünya Savaşı çıkana kadar.

I. ve II. Dünya Savaşı yabancı sanatçıların dünyayı görme biçimini değiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda anlam ve kavram duygularını da değiştirecektir. Bu alt-üst, güçlü-güçsüzün yarattığı dehşete tanık olan sinema ve edebiyatçılar aniden yeni bir ifade arzusuyla doldular. Bunlardan biri olan ve sinemayı etkileyecek hareketlerden biri haline gelen İtalyan neo-gerçekçilik sonrası klasik Anlatım tamamen önemsiz olacaktı.

Bakın, yılanlar öcünü alıyor...

Ancak farklı bir anlatıma geçmeden önce birkaç cesur isme ihtiyaç vardı. Fakir Baykurt ve Metin Erksan gibi isimler köylüye ve geride kalmışlara kulak vererek kamera açılarını 'göz kamaştırıcı' bir Manzaradan 'göz korkutan' bataklığa çevirdi. 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları