Film, ilhamını Bruce Lee ve Kung-fu Ustası Wong Jack Man arasındaki sıradışı -ve hâlâ tartışılan- müsabakadan alır.

"Ben sizin beklentilerinize göre yaşamak için bu dünyada değilim, siz de benimkilere."

1960'lı yıllarda, San Fransisco'nun arka sokak mahallelerinden birinde Birth of the Dragon; Bruce Lee'nin klasik filmlerinin atmosferini modern bir biçimde ele alıyor.

Film ilhamını, efsanenin doğuşunu tetikleyen Bruce Lee ve Kung-fu Ustası Wong Jack Man arasındaki destansı ve hâlâ tartışılmakta olan büyük müsabakadan alır. Bu müsabakanın Lee'nin beyazlara Kung-fu öğretmesinden ötürü gerçekleştiğine inanılır.  Filmin başlangıcında seyircilere böyle bir bilgi veriliyor; yani gerçek bilgiler eşliğinde hazırlanılmış bir film.

Amaç bu dövüşü ve arkasındaki sırları beyaz perdeye aktarmak.

"Kung-fu nerede doğduysa orada yaşamalıdır," felsefesi ile Lee'yi klanına ihanet etmiş bir hain olarak mı lanse etmeye çalışıyorlar yoksa zaten öyle biri miydi? Sonuçta yenilikler, gelenekleri altüst etmeden hiçbir yere ilerleyemez. Eskisini ya restore edeceksin ya da tamamen yok edeceksin .  Lee'yi oynayan Philip Ng, seyircilerin ve eleştirmenlerin beğenisini kazanmış bile. Teknik, mimik, tavırlar, ukalalıklar... Tamamen Lee'yi yansıtmış diyebiliriz.

Kung-fu'nun bir hayatta kalma tekniği olduğunun ve rakibin bir düşman olarak görülmesi gerektiğinin anlatılması bana biraz sert geldi diyebilirim. Sonuç olarak spor yaparken nefretten, öfkeden arınmanız gerekir. Eğer bu ikisinden arınamazsanız sadece tekniği öğrenmiş olur, özüne ulaşamazsınız.

Filmde yer alan birkaç replik izleyenlerin hoşuna gidebilecek türden. Bunlardan biri:  "Geçmiş yüktür."

60'lara ait mekan tasarımı hoşuma gitti. Çok göze batmadan sizi mekana, olaylara çekiyor ve hangi devirde olduğunu anlayamadan filmi izliyorsunuz.

Film büyük vaatlerde bulunmuştu ancak bana göre vasat bir film olmuş.

Puanım 2/5. 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları